Bazı insanlar hata yaptığında yalnızca üzülmez; kendi içinde yargılanır.
Yaptığı şeyden çok, nasıl biri olduğuyla ilgili sert sonuçlara varabilir. Küçük bir başarısızlık bile zihinde hızla kişiliğe dönüşebilir:
“Yetersizim.”
“Disiplinsizim.”
“Asla düzelmeyeceğim.”
Bu iç ses çoğu zaman yalnızca bugüne ait değildir.
İnsan, kendisiyle konuşma biçimini boşlukta öğrenmez. Çocuklukta kurulan ilişkiler, bakım verenlerin dili, başarının nasıl karşılandığı ve hataların nasıl yorumlandığı zamanla kişinin iç dünyasının bir parçası haline gelir.
Bazı çocuklar sevildiğini daha çok başarılı olduğunda hisseder. Bazıları hata yaptığında yalnızca davranışının değil, karakterinin eleştirildiğini deneyimler. Bazıları ise duygularını gösterdiğinde küçümsenir ya da geri çekilen bir ilişkiyle karşılaşır.
Zihin tekrar eden ilişkileri öğrenir. Bir süre sonra dışarıdan gelen denetim içeride kurulmaya başlar. Çocukken dışarıdan duyulan ses, yetişkinlikte kişinin kendi sesi haline gelir.
İçsel Eleştiri Nasıl Bir Sisteme Dönüşür?
Cezalandırıcı iç konuşma yalnızca düşünsel bir alışkanlık değildir. Zamanla kişinin davranışlarını, ilişkilerini ve kendilik algısını düzenleyen bir sisteme dönüşebilir.
Üstelik bu sistem yalnızca hatalarda değil, başarı anlarında da çalışır.
Kişi yaptığı olumlu şeyleri, gösterdiği çabayı ya da elde ettiği başarıları takdir etmek yerine bunları “zaten yapılması gereken” görevler gibi görmeye başlayabilir. Böylece ortaya çıkan doyum, haz ve yeterlilik hissi daha yaşanamadan bastırılır.
Bir işi tamamladığında durup memnuniyet hissedemez; çünkü zihni çoktan sıradaki eksikliği aramaya başlamıştır.
Başarı kısa süreli bir rahatlama yaratır ama kalıcı bir tatmin oluşturmaz. Kişi sürekli daha fazlasını yapmak zorundaymış gibi hissederken, aslında kendi motivasyon sistemini fark etmeden sabote etmeye başlayabilir.
Modern Yaşamın Baskısı
Modern yaşam da çoğu zaman bu iç sesi besler.
Sürekli üretmenin, hep daha iyisini yapmanın ve durmadan kendini geliştirmenin idealize edildiği bir düzende kişi yalnızca yaşayan biri olmaktan çıkıp, sürekli kendini optimize etmeye çalışan bir performans öznesine dönüşebilir.
Dinlenmek tembellik gibi, yavaşlamak ise başarısızlık gibi hissedilebilir.
Böylece kişi yalnızca dış dünyanın beklentileriyle değil, kendi içinde kurduğu acımasız denetim sistemiyle de yaşamaya başlar.
Kendimizle Kurduğumuz Dil
Kendimizle kurduğumuz ilişkide kullandığımız dil belirleyici bir rol oynar.
Çünkü dil yalnızca düşüncelerimizi değil; duygularımızı, davranışlarımızı ve kendimize bakış biçimimizi de şekillendirir.
Bazen insanın kendisine yönelttiği dili dönüştürmesi, kendisiyle kurduğu ilişkiyi de yavaş yavaş dönüştürmeye başlayabilir.